27 Ocak 2024 Cumartesi

Kaibutsu

zort diye onenote'ta pencere açarken "bu kullanıcının kullandığı yazılımdaki birçok fonksiyonellik 14 nisan 2024'te kısıtlanacak" diye bir mesajın fırlamasıyla, ne oluyor hack'lendim mi diye paniklemem bir oldu. keza user key mey istiyordu hergele. emin olamadım gene de sktret'e bastım bakalım. sonu winrar'a benzer belki. yalnız microsoft'da yardırıyor. para mı bitti nedir. para kazanacak bir onenote'un kulağının arkasını mı buldunuz aq.

her seferinde yazmaya başlarken hafif geri sarmam gerekiyor çünkü bir şeyleri yazmayı düşünmem ve yazmaya değecek bir şeyler bulmam sigara içerken cereyan ediyor. sonrası da baktım konu keyifli yaldır yakar laptopa doğru depara çıkıyorum. bu kez arada tuvalete de uğramam gerekince ipin ucu kaçtı biraz sanırım.

aslında en başında monster filminin ne boktan olduğuyla başlıyım dedim. ne de güzel her bilginin bakış açısına bağlı nasıl da değiştiğini anlatmış tatlı tatlı amcam diyecektim. sonrasında da roshomon'a bağlarım dedim her analiz yazısında olduğu gibi. ama ortada çok temel bir sorun var ki o da benim roshomon'u izlememiş olmam. lakin çok da güzel izlemiş taklidi yapabilirim. nasıl da herkes cinayeti kendi gözünden anlatıyor! lakin karakter ismine, olay örgüsüne, anlatıyor da nasıl anlatıyor'a dair bilgi veremem. buradan birinin roshomon izleyip izlemediğini çok kolay çakozlayabilirsiniz. ortamlarda hiç kimse bilgisizliğini ortaya dökmeyi göze alıp, abi ben izlemedim peki nasıl oluyo anlatsana biraz, diye sormaz zaten. dolayısıyla roshomon'u andırıyor resmen :)

filmi düşünürken konuyu babun'lara nasıl bağladığımı tam hatırlamıyorum simdi. sosyal hiyerarşiydi sanırım. filmde de keza kadının oğluna dair sıkıntılarını hem siklemeyip hem de özür dileyen -ki bunu yapmak ayrı bir sanattır ve sırf bu yüzden bile japonlara saygı duyabiliriz - şöyle bir şey aşağı yukarı "kardeşim yoldaşım bu sikimde olmayan olayı yaptığım için çok özür dilerim şimdi siktir git"- okul yönetimine yarım saat aşırı gıcık kaptım. ama sonra bir aydınlanma yaşadım, eğer bilgi kişilerin bakış açılarına göre ayrı şekil alıyorsa dışardan bakan birinin de kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu bilmesi teknik olarak imkânsız. her hareketin bir sebebi var izlerken bunu anladık ama filmin vermek istediği mesajı görebilirsek bizim izlediğimiz şeylerden filme dair çıkardığımız sonucun dahi tartışmalı olduğuna varırız.

mesela filmde meydana gelen her bok küçük çocuğa zorbalık yapan, öğretmenlerini aşırı abartılı gammazlayan götlek öğrencilerin yüzünden gibi. filmin başında karakterlerin çoğuna dair hissettiğim ne varsa filmin sonunda değişti. değişmeyen karakterlerinki bile şu an bu mesajı kendime uygulayınca değişiyor. en başta piç öğrencilerin de akran zorbalığı uygulama sebeplerini bilmiyoruz, belki arabayla müdirenin ezdiği öğrenciyle bir ilgisi vardır. bu arada bilmediğimiz bir diğer şey de müdirenin kafasının kazadan önce nasıl olduğu, diğer elemanlarda da müdireye karşı bir şaşkınlık yok. sanirim müdirenin kafa hep going to go’ydu sadece söz konusu hoca, kadının çağırılacağı görüşme öncesi hazırlık yapılırken, görüşme esnasında kadının gözüne çocuklu fotoğrafı sokmak için çevrilmesini unutmayip, bu noktaya bizim de dikkatimizi çekti. müdüre bir prosedürü uyguluyordu, adeta bir protokol muydu yoksa? çocuğuna aşırı düşkün dul veli geliyordu. dolayısı ile olayı kişiselleştirmeden bir şekil özür dileyip kapatmak en doğrusu olacaktı bürokratik sisteme göre. söz konusu çocuklar olunca işin doğrusunu yanlışını bilmek artık imkânsız bir hal alıyor. düşünsene 200 tane çocuğun ilkokul eğitimi sürerken, yok o benim saçımı çekti, bu kolumu ısırdı, şu altına işedi, aha bahçede düşüp kasını yardı… falan derken büyüdük ve bunları anlattığımız hocalar da konuyu bir yere kadar sikleyeceklerdi, yoksa ne yapabilirlerdi ki. bir de şikâyetin çocuktan değil de anneden geldiğini düşün, benim çocuğumu ön sıraya oturtmuyorlarmış, hocası neden düşük not vermişmiş, arkadaşları benim çocuğumu kötü etkiliyormuş, hocası ibne miymiş… mahkeme mi kurulacak. soruşturma açıp her çocuğu çekip ayrı ayrı konuşacak mıyız? hadi hepsi tamam da olayla ilgili en doğru kararı verebilmemiz için bunların gerçekten bir faydası olacak mı? oldu o zaman çocukların ailelerini, onların da ailelerini çağıralım. gereksiz yükseldim bak. sonuçta okul yönetimini de beraat ettirdim çocukları da. ama o küçüğün ayyaş babasını bulursam kalbini kırarım dicem de küçüğe çektirdiklerinin bin beterini çekip de bu hale gelmiştir belki garibim.

ama çok keskin bir hiyerarşi var. yani kadın hocayla irtibat kurmak için illa müdüre gidiyor. anlatilana göre adam da zaten çocuğa vurmamış, bilimsel ve duygusuz rapora göre kolla çocuğun yanağı temas etmiş sadece. kadın gene de direk hocanın evini basmıyor. sonradan öğreniyoruz ki hoca da aslında kadına ulaşmanın derdinde ama ona da okul yönetimi engel oluyor.

bir de filmin çocuk oyuncuları konusu var ki "bir filmin çekimi sırasında çocuk oyuncularla çalışma şartları" konulu ders niteliğinde. okudukça resmen vizyonum genişledi. size şu kadarını anlatayım ki imdb'de filmle ilgili şöyle bir not düşülmüş;

"koreeda'ya göre, filmlerinde çocuklarla çalıştığında genellikle roller için uygun olan çocuk aktörleri seçer ve ardından senaryoyu çocukların kişilikleriyle eşleştirmek için senaryoyu düzenlerdi. çocuklar hatta senaryoya kendi kelimelerini ekleyebilirlerdi, böylece diyalogları daha doğal duyulurdu. ancak bu film için, koreeda bu şekilde çalışmanın tehlikeli olabileceğini düşündü, çünkü monster hassas bir konuyu içeriyordu. senaryoyu yapımcılarla birlikte okurken, minato ve yori'yi oynayacak olan aktörlerin kendilerinden farklı karakterler olarak oynamaları gerektiğini fark ettiler, bu nedenle koreeda yaklaşımını değiştirdi ve aktörleri kişilikleri için seçmedi veya senaryoyu kişiliklerine uydurmadı."

yani bana biraz çakallık var gibi geldi ama oldukça iyi niyetli. muhtemelen aramızda yönetmenin eski çalışma yöntemlerini göz önüne alarak çocukların birbirlerine gerçekten de yoğun bir sempati beslediğini düşünebilecekler için sırf bu filme has çocuk oyuncuların karakterlerinin çocukların seçiminde göz önüne alınmamış olabileceğinden bahsediyor. böylelikle çocuklarla ilgili öylesi bir yargıya varılamıyor, karakter özelliklerine dair hususi bir bilgi edinilmesinin önüne geçiliyor. bu kararın alımında yapımcıların da bulunuyor olmasına dikkat çekilmesi bende biraz şüphe uyandırdı ama doğrudur deyip geçebiliriz de. sonuçta çocukların çocuklukları filmden sonra kaldığı yerden devam edebilmeli.

aynı sayfada bir de koreeda'nın "mysterious skin"'e dikkat çektiği nokta var ki bu filmde de çocuk aktörlerin suistimale maruz kaldıkları sahnelerde sadece kameraya konuşmaları sağlanarak çocukları karşılıklı bir taciz diyaloğundan koruyarak ilgili sahnelerde kötü etkilenmelerinin önüne geçmeye çalışmışlar. diyalogun öteki tarafında ne söylendiğini bilmiyorlarmış.

şimdi tam bu noktada erdoğan'a kallavi bir küfür etsem acaba hakkımda dava açılır mı diye bir soru belirdi. belki devletin içinde artık birtakım memurlar atayıp tüm yazılı basını okutacak bir yapı kalmamış olabilir. kaldı ki kaç kişiyi bütün sosyal medyayı okumakla görevlendirebilirsin ki? gammazcılar çok iş yaparlar ama. lakin buraya kadar bu yazıyı okuyup da gammazlayacak insan tipi de yoktur. dolayısı ile bir dava açılması durumunda bu sıkıntılı ibare ancak bir takım kod yada kodlarla belirlenebilir ki ben bu durumda böyle bir organizasyonun varlığına saygı duyar nezarethanede yüzümde hafif bir tebessümle devletimin kendi llm’ini geliştirdiğini düşleyerek uyurum.

bir de tek ayakkabı meselesi vardı filmle ilgili şimdi tam çözemediğim. internette de bulamadım ama yanlış hatırlamıyorsam çocuğun biri ötekine ayakkabısını veriyordu ama sanki hocalarını da bir sahnede tek ayakkabılı gördük. nedendi unuttum.

kısaca bürokrasi mürokrasi diye tuvalette düşünürken her sosyal yapıda bir hiyerarşi olduğunun sonucuna vardım. babunlarda da var sempanzelerde de. kâh anaerkil kah babaerki yada ataerkil. geçmişte ortada pek varlık gösteremeyen burjuvazi de ortaçağda form tutup ona buna karışıp devrimler yaptırmaya kadar işi vardırmış. anladığım kadarıyla ki yanlış anlamış da olabilirim, bu arkadaşlarımız önce el zanaatları sonrasında da topraktan bağımsız üretim ve ticaret kabiliyetleriyle genel izleyici kitlesinin arasından kopmuşlar. sonra da mühendis tayfa peydah olmuş. ama içinde bulunduğumuz dönemde acayip bir kitle en dışardan geliyor.

varsayalım ki bilgi güçtü ve hiyerarşiyi de bu belli ederdi (konuyla ilgili babun örneği falan bulup daha sonra eklicem. şimdi konu dağılmasın diye sonraya bırakıyorum. hiyerarşisiz canlılar ise ayrı bir günün konusu onu da başka bir filmde incelerim. saçmalığa gel aq film mi kaldı). “peki ya sıçtığımızı fark ettiğimizde (evet sıçtığımızı) meydana gelmiş olan sosyal değişimler” dediğinizi duyar gibiyim. bir boku da merak etmeyelim bence. ama aynayla- yahut yansımamızı görmek için dere kenarına gitmediğimiz zamanlar da diyebiliriz- meydana gelen değişimler hep aklımın bir köşesinde. gerçekten bir görüntülü konuşma ya da toplantıya girip de kendi görüntüsüne bakmamayı başarmış olabilen var mıdır?

önce birisi beni tanrı görevlendirdi diye bir fikirle çıktı. bu bir grup da olabilir. nihayetinde yöneticiyi belirlemiş olacaklar. lakin yönetici bunların anasını beller de arkada konuyu bilen kimse bırakmazsa (misal face-off filmindeki gibi) yönetimde at koşturur ve bunun bir fikir olduğunu kimse bilemez artık. sonra sonra bu işin yalan olduğunu fark eden bir kitle türedi onlar da ayrı bir sınıf olacak kadar genel izleyiciden koptular. sonra bunun yalan olduğunu bilen ama bu durumdan kendi çıkarları için faydalanan üst kitleyle de çıkar çatışmasına giren bir kitle doğdu. bunların hepsindeki ortak yan da genel izleyiciyi nasıl sömüreceklerini çok iyi biliyor olmaları. çok iyi bilmeseler de onları sömürülmeye ikna ediyorlar işte. şimdi ise götümüze sokup gittiğimiz her yere götürdüğümüz aleti kullanarak bizimle iletişim kuran bir kitle var. arada değişik bir makaleler yazılar okurken bazen okuduğum şeyin yapay zekâ üretimi olup olmadığını merak ediyorum. yapay zekaya yazı, entry, makale bastır bastır koy sitene aq. yazı diyorum da aslında her türlü içerik. samimiyetten up uzakta bir içerikler evreni. resmen robotların eğitmeye başladığı insanlar aq. arkalarındaki sınıf işi işte bu robotlara hayat verenler. bir üretim aracı olan yapay zekaları yaratan yazılımcılar, yazılım dünyasının filozofları, yazılım geliştiricileri, siber güvenlikçiler, makinaya öğretenler… ve işin en sikinti yani bu durumu fark edip bir şey yapamamak. hani uçurum o kadar derin ki 4 sene lisans okumam lazım arka planını edinebilmek için. nebliym bekli bana öyle geliyordur.

işte tam olarak bu noktada çıktım tuvaletten ve laptopun başına nihayet oturabildim. hatırladığım kadarıyla da yazdım tabi arada laf lafı açmıştır. şimdi bu noktada, sonraki noktaları düşünmek üzere ara verebilirim bence.

"ağzımızdan çıkanı iki defa kontrol etmeliyiz ki bizim bakış açımızın hatalı olma riskini hiçe sayıp, lafımızı salt bir doğruymuş gibi kabullenip başkalarının hayatına kâbus gibi çökebilecek insanlardan olmayalım. hali hazırda onlardan bol miktarda var çevremizde."

 

 


Esintiler 2 - Hollanda’da Sessizlikle Barışmak

 Buraya ilk geldiğimde en çok dikkatimi çeken şeylerden biri sessizlikti . Türkiye’de alışık olduğum sokak gürültüsü, komşu sohbetleri, esna...