zort diye onenote'ta pencere açarken "bu kullanıcının kullandığı yazılımdaki birçok fonksiyonellik 14 nisan 2024'te kısıtlanacak" diye bir mesajın fırlamasıyla, ne oluyor hack'lendim mi diye paniklemem bir oldu. keza user key mey istiyordu hergele. emin olamadım gene de sktret'e bastım bakalım. sonu winrar'a benzer belki. yalnız microsoft'da yardırıyor. para mı bitti nedir. para kazanacak bir onenote'un kulağının arkasını mı buldunuz aq.
her seferinde
yazmaya başlarken hafif geri sarmam gerekiyor çünkü bir şeyleri yazmayı
düşünmem ve yazmaya değecek bir şeyler bulmam sigara içerken cereyan ediyor.
sonrası da baktım konu keyifli yaldır yakar laptopa doğru depara çıkıyorum. bu
kez arada tuvalete de uğramam gerekince ipin ucu kaçtı biraz sanırım.
aslında en
başında monster filminin ne boktan olduğuyla başlıyım dedim. ne de güzel her
bilginin bakış açısına bağlı nasıl da değiştiğini anlatmış tatlı tatlı amcam diyecektim.
sonrasında da roshomon'a bağlarım dedim her analiz yazısında olduğu gibi. ama
ortada çok temel bir sorun var ki o da benim roshomon'u izlememiş olmam. lakin
çok da güzel izlemiş taklidi yapabilirim. nasıl da herkes cinayeti kendi
gözünden anlatıyor! lakin karakter ismine, olay örgüsüne, anlatıyor da nasıl
anlatıyor'a dair bilgi veremem. buradan birinin roshomon izleyip izlemediğini
çok kolay çakozlayabilirsiniz. ortamlarda hiç kimse bilgisizliğini ortaya dökmeyi
göze alıp, abi ben izlemedim peki nasıl oluyo anlatsana biraz, diye sormaz
zaten. dolayısıyla roshomon'u andırıyor resmen :)
filmi düşünürken
konuyu babun'lara nasıl bağladığımı tam hatırlamıyorum simdi. sosyal
hiyerarşiydi sanırım. filmde de keza kadının oğluna dair sıkıntılarını hem siklemeyip
hem de özür dileyen -ki bunu yapmak ayrı bir sanattır ve sırf bu yüzden bile
japonlara saygı duyabiliriz - şöyle bir şey aşağı yukarı "kardeşim
yoldaşım bu sikimde olmayan olayı yaptığım için çok özür dilerim şimdi siktir
git"- okul yönetimine yarım saat aşırı gıcık kaptım. ama sonra bir
aydınlanma yaşadım, eğer bilgi kişilerin bakış açılarına göre ayrı şekil
alıyorsa dışardan bakan birinin de kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu bilmesi
teknik olarak imkânsız. her hareketin bir sebebi var izlerken bunu anladık ama
filmin vermek istediği mesajı görebilirsek bizim izlediğimiz şeylerden filme
dair çıkardığımız sonucun dahi tartışmalı olduğuna varırız.
mesela filmde meydana
gelen her bok küçük çocuğa zorbalık yapan, öğretmenlerini aşırı abartılı gammazlayan
götlek öğrencilerin yüzünden gibi. filmin başında karakterlerin çoğuna dair
hissettiğim ne varsa filmin sonunda değişti. değişmeyen karakterlerinki bile şu
an bu mesajı kendime uygulayınca değişiyor. en başta piç öğrencilerin de akran
zorbalığı uygulama sebeplerini bilmiyoruz, belki arabayla müdirenin ezdiği
öğrenciyle bir ilgisi vardır. bu arada bilmediğimiz bir diğer şey de müdirenin
kafasının kazadan önce nasıl olduğu, diğer elemanlarda da müdireye karşı bir
şaşkınlık yok. sanirim müdirenin kafa hep going to go’ydu sadece söz konusu
hoca, kadının çağırılacağı görüşme öncesi hazırlık yapılırken, görüşme
esnasında kadının gözüne çocuklu fotoğrafı sokmak için çevrilmesini unutmayip,
bu noktaya bizim de dikkatimizi çekti. müdüre bir prosedürü uyguluyordu, adeta
bir protokol muydu yoksa? çocuğuna aşırı düşkün dul veli geliyordu. dolayısı
ile olayı kişiselleştirmeden bir şekil özür dileyip kapatmak en doğrusu
olacaktı bürokratik sisteme göre. söz konusu çocuklar olunca işin doğrusunu
yanlışını bilmek artık imkânsız bir hal alıyor. düşünsene 200 tane çocuğun
ilkokul eğitimi sürerken, yok o benim saçımı çekti, bu kolumu ısırdı, şu altına
işedi, aha bahçede düşüp kasını yardı… falan derken büyüdük ve bunları
anlattığımız hocalar da konuyu bir yere kadar sikleyeceklerdi, yoksa ne
yapabilirlerdi ki. bir de şikâyetin çocuktan değil de anneden geldiğini düşün,
benim çocuğumu ön sıraya oturtmuyorlarmış, hocası neden düşük not vermişmiş,
arkadaşları benim çocuğumu kötü etkiliyormuş, hocası ibne miymiş… mahkeme mi
kurulacak. soruşturma açıp her çocuğu çekip ayrı ayrı konuşacak mıyız? hadi
hepsi tamam da olayla ilgili en doğru kararı verebilmemiz için bunların gerçekten
bir faydası olacak mı? oldu o zaman çocukların ailelerini, onların da
ailelerini çağıralım. gereksiz yükseldim bak. sonuçta okul yönetimini de beraat
ettirdim çocukları da. ama o küçüğün ayyaş babasını bulursam kalbini kırarım
dicem de küçüğe çektirdiklerinin bin beterini çekip de bu hale gelmiştir belki
garibim.
ama çok keskin
bir hiyerarşi var. yani kadın hocayla irtibat kurmak için illa müdüre gidiyor. anlatilana
göre adam da zaten çocuğa vurmamış, bilimsel ve duygusuz rapora göre kolla
çocuğun yanağı temas etmiş sadece. kadın gene de direk hocanın evini basmıyor.
sonradan öğreniyoruz ki hoca da aslında kadına ulaşmanın derdinde ama ona da
okul yönetimi engel oluyor.
bir de filmin
çocuk oyuncuları konusu var ki "bir filmin çekimi sırasında çocuk
oyuncularla çalışma şartları" konulu ders niteliğinde. okudukça resmen
vizyonum genişledi. size şu kadarını anlatayım ki imdb'de filmle ilgili şöyle
bir not düşülmüş;
"koreeda'ya
göre, filmlerinde çocuklarla çalıştığında genellikle roller için uygun olan
çocuk aktörleri seçer ve ardından senaryoyu çocukların kişilikleriyle
eşleştirmek için senaryoyu düzenlerdi. çocuklar hatta senaryoya kendi
kelimelerini ekleyebilirlerdi, böylece diyalogları daha doğal duyulurdu. ancak
bu film için, koreeda bu şekilde çalışmanın tehlikeli olabileceğini düşündü,
çünkü monster hassas bir konuyu içeriyordu. senaryoyu yapımcılarla birlikte
okurken, minato ve yori'yi oynayacak olan aktörlerin kendilerinden farklı
karakterler olarak oynamaları gerektiğini fark ettiler, bu nedenle koreeda
yaklaşımını değiştirdi ve aktörleri kişilikleri için seçmedi veya senaryoyu
kişiliklerine uydurmadı."
yani bana biraz
çakallık var gibi geldi ama oldukça iyi niyetli. muhtemelen aramızda yönetmenin
eski çalışma yöntemlerini göz önüne alarak çocukların birbirlerine gerçekten de
yoğun bir sempati beslediğini düşünebilecekler için sırf bu filme has çocuk
oyuncuların karakterlerinin çocukların seçiminde göz önüne alınmamış
olabileceğinden bahsediyor. böylelikle çocuklarla ilgili öylesi bir yargıya
varılamıyor, karakter özelliklerine dair hususi bir bilgi edinilmesinin önüne
geçiliyor. bu kararın alımında yapımcıların da bulunuyor olmasına dikkat
çekilmesi bende biraz şüphe uyandırdı ama doğrudur deyip geçebiliriz de.
sonuçta çocukların çocuklukları filmden sonra kaldığı yerden devam edebilmeli.
aynı sayfada bir
de koreeda'nın "mysterious skin"'e dikkat çektiği nokta var ki bu
filmde de çocuk aktörlerin suistimale maruz kaldıkları sahnelerde sadece
kameraya konuşmaları sağlanarak çocukları karşılıklı bir taciz diyaloğundan koruyarak
ilgili sahnelerde kötü etkilenmelerinin önüne geçmeye çalışmışlar. diyalogun
öteki tarafında ne söylendiğini bilmiyorlarmış.
şimdi tam bu
noktada erdoğan'a kallavi bir küfür etsem acaba hakkımda dava açılır mı diye
bir soru belirdi. belki devletin içinde artık birtakım memurlar atayıp tüm yazılı
basını okutacak bir yapı kalmamış olabilir. kaldı ki kaç kişiyi bütün sosyal
medyayı okumakla görevlendirebilirsin ki? gammazcılar çok iş yaparlar ama.
lakin buraya kadar bu yazıyı okuyup da gammazlayacak insan tipi de yoktur.
dolayısı ile bir dava açılması durumunda bu sıkıntılı ibare ancak bir takım kod
yada kodlarla belirlenebilir ki ben bu durumda böyle bir organizasyonun
varlığına saygı duyar nezarethanede yüzümde hafif bir tebessümle devletimin
kendi llm’ini geliştirdiğini düşleyerek uyurum.
bir de tek
ayakkabı meselesi vardı filmle ilgili şimdi tam çözemediğim. internette de
bulamadım ama yanlış hatırlamıyorsam çocuğun biri ötekine ayakkabısını
veriyordu ama sanki hocalarını da bir sahnede tek ayakkabılı gördük. nedendi
unuttum.
kısaca bürokrasi
mürokrasi diye tuvalette düşünürken her sosyal yapıda bir hiyerarşi olduğunun
sonucuna vardım. babunlarda da var sempanzelerde de. kâh anaerkil kah babaerki
yada ataerkil. geçmişte ortada pek varlık gösteremeyen burjuvazi de ortaçağda
form tutup ona buna karışıp devrimler yaptırmaya kadar işi vardırmış. anladığım
kadarıyla ki yanlış anlamış da olabilirim, bu arkadaşlarımız önce el zanaatları
sonrasında da topraktan bağımsız üretim ve ticaret kabiliyetleriyle genel
izleyici kitlesinin arasından kopmuşlar. sonra da mühendis tayfa peydah olmuş.
ama içinde bulunduğumuz dönemde acayip bir kitle en dışardan geliyor.
varsayalım ki bilgi
güçtü ve hiyerarşiyi de bu belli ederdi (konuyla ilgili babun örneği falan
bulup daha sonra eklicem. şimdi konu dağılmasın diye sonraya bırakıyorum.
hiyerarşisiz canlılar ise ayrı bir günün konusu onu da başka bir filmde
incelerim. saçmalığa gel aq film mi kaldı). “peki ya sıçtığımızı fark
ettiğimizde (evet sıçtığımızı) meydana gelmiş olan sosyal değişimler”
dediğinizi duyar gibiyim. bir boku da merak etmeyelim bence. ama aynayla- yahut
yansımamızı görmek için dere kenarına gitmediğimiz zamanlar da diyebiliriz-
meydana gelen değişimler hep aklımın bir köşesinde. gerçekten bir görüntülü
konuşma ya da toplantıya girip de kendi görüntüsüne bakmamayı başarmış olabilen
var mıdır?
önce birisi beni
tanrı görevlendirdi diye bir fikirle çıktı. bu bir grup da olabilir.
nihayetinde yöneticiyi belirlemiş olacaklar. lakin yönetici bunların anasını
beller de arkada konuyu bilen kimse bırakmazsa (misal face-off filmindeki gibi)
yönetimde at koşturur ve bunun bir fikir olduğunu kimse bilemez artık. sonra
sonra bu işin yalan olduğunu fark eden bir kitle türedi onlar da ayrı bir sınıf
olacak kadar genel izleyiciden koptular. sonra bunun yalan olduğunu bilen ama
bu durumdan kendi çıkarları için faydalanan üst kitleyle de çıkar çatışmasına
giren bir kitle doğdu. bunların hepsindeki ortak yan da genel izleyiciyi nasıl
sömüreceklerini çok iyi biliyor olmaları. çok iyi bilmeseler de onları
sömürülmeye ikna ediyorlar işte. şimdi ise götümüze sokup gittiğimiz her yere
götürdüğümüz aleti kullanarak bizimle iletişim kuran bir kitle var. arada
değişik bir makaleler yazılar okurken bazen okuduğum şeyin yapay zekâ üretimi
olup olmadığını merak ediyorum. yapay zekaya yazı, entry, makale bastır bastır
koy sitene aq. yazı diyorum da aslında her türlü içerik. samimiyetten up uzakta
bir içerikler evreni. resmen robotların eğitmeye başladığı insanlar aq.
arkalarındaki sınıf işi işte bu robotlara hayat verenler. bir üretim aracı olan
yapay zekaları yaratan yazılımcılar, yazılım dünyasının filozofları, yazılım
geliştiricileri, siber güvenlikçiler, makinaya öğretenler… ve işin en sikinti
yani bu durumu fark edip bir şey yapamamak. hani uçurum o kadar derin ki 4 sene
lisans okumam lazım arka planını edinebilmek için. nebliym bekli bana öyle
geliyordur.
işte tam olarak
bu noktada çıktım tuvaletten ve laptopun başına nihayet oturabildim.
hatırladığım kadarıyla da yazdım tabi arada laf lafı açmıştır. şimdi bu noktada,
sonraki noktaları düşünmek üzere ara verebilirim bence.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder